This blog has some movie news, links, celebrities, set photos, premieres, red carpet pics...... The main sources are listed at the links on the left.



This blog is only unofficial, non-profit fan page, not published ads, just for sharing photos, news, links about celebrities and movies for fans and has no official affiliation with celebrities and movies themselves.



If you see the ads, due to mistakenly cut and paste, Please let me know! I fix it...

________________________________



Bu blogda film haberleri, ünlüler, set fotoğrafları, film galaları, etkinlikler, kırmızı halı haberleri, bağlantılar ve fotoğraflar yer almaktadır. Başlıca kaynaklar liste halinde soldaki bağlantılar kısmında belirtilmiştir.



Ayrıca bu blog resmi olmayan bir hayran bloğudur, herhangi bir kar amacı gütmez, bu yüzden reklam yayımlanmaz ve blogda adı geçen kişilerle herhangi bir resmi bağı yoktur, tek amacı bağlantı, fotoğraf ve film haberleri paylaşımıdır.



Eğer reklam görürseniz kes-yapıştır yüzünden yanlışlıkla olmuştur, lütfen beni bilgilendirin! Düzeltebileyim ...

______________________________________

Daha fazla bilgi ve büyük boy fotoğraflar için bağlantıları tıklayınız.

_____________________________________



For more information, clips, trailers and large photos;

you can click on the links.





8 Ekim 2011 Cumartesi

Kevin Spacey in Istanbul/TURKEY

Ünlü aktör Spacey Boğaz'a hayran kaldı
Ünlü aktör Spacey Boğaz'a hayran kaldı


İstanbul Tiyatro Festivali (İKSV) ve İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından, The Bridge Project kapsamında sahnelenen III. Richard'ın İstanbul'daki ilk gösterimi önceki akşam Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde gerçekleştirildi.
Kevin Spacey ve 42 kişilik oyuncu kadrosu ise dün 3 saatlik Boğaz turu yaptı. Sahnede 'Gloucester Dükü Richard'ı canlandıran Kevin Spacey ile 'Lady Anne' performansıyla göz dolduran Annabel Scholey, Boğaz Köprüsü altında koyu bir sohbete daldı.
Spacey; "Burası İstanbul mu, İstan cool mu?" diyerek hayranlığını dile getirdi. Ünlü aktör, Türk seyircisini çok beğendiğini, hatta Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin akustiğine bayıldığını söyledi. Boğaz'daki evlerin fiyatını ve kimlere ait olduğunu soran ünlü oyuncu, rakamları da çok "uçuk" bulmadığını ifade etti.
http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Magazin/2011/10/07/unlu-aktor-spacey-bogaza-hayran-kaldi-389774441308



Kevin Spacey, İstanbul'da tahta çıktı
AYHAN HÜLAGÜ   -   07.10.2011
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde tarihî bir gece. Kapılar açılıyor, sanat camiasının usta isimleri birer birer giriyor içeri.
Yıldız Kenter, Filiz Akın, Cihan Ünal, Haldun Dormen, ikişerli üçerli gruplar halinde sohbet ediyor. 'Oyun başlıyor' anonsuyla herkes koltuklarına yerleşiyor, sahneye projeksiyonla bir yazı yansıtılıyor: "Şimdi... Şimdi Amerikan Güzeli filmiyle (1999) 5 dalda Oscar kazanan Sam Mendes-Kevin Spacey ikilisini bir araya getiren oyun başlayacak. Şimdi iktidar hırsıyla yakınlarını ezen bir kral karşımıza çıkacak."
Salonun ışıkları alınıyor, Kevin Spacey Notre Dame'in kamburu gibi sahnede beliriyor. Sağ omuzu düşük, bir kolu sargıda, bir ayağı sakat, sert yüzlü, kötü huylu, kambur bir adam. Uzun tiradını atıyor, çirkin yüzünü-oyunlarını kısaca anlatıyor. Seyirci nefesini tutup, III. Richard'ın dünyasını izliyor.
Oyun için film deyimini kullanmak oldukça yerinde. Çünkü ekip Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ne bir plato kurmuş adeta. 22 kapının yer aldığı (oyuncu sayısıyla eş) beyaz büyük bir salon, ana dekor olarak kullanılıyor. İlerleyen bölümlerde aksesuar ve ışık değişimleriyle kale olarak da kullanılıyor, zindan, yatak odası olarak da. Oyuncular aksamayan bir makine gibi doğru zamanda doğru yerde oluyor. Her adım hesaplı, her ışık isabetli...
Dünyanın en kötüsü Rıchard!
Filmin konusu ise şöyle: "Richard gözünü tahta dikmiştir. Bunun için her tür kötülüğü yapar. Merhum Kral Edward'ın iki küçücük oğlunu öldürdükten sonra, kızıyla evlenmek ister. Bunun için Edward'ın karısını araya sokar. Kimi zaman düşünceli amca, kimi zaman dindar kralı, acılı kardeşi oynar. Onlarca insanı mezara gömdükten sonra hayallerine kavuşur ama bu kez hayaletler onu rahat bırakmaz..."
Oyunun ilerleyen bölümlerinde Richard, kötüleştikçe kötüleşiyor. Sakat ayağıyla (özel bir aksesuarla yalnızca parmak uçlarına basabiliyor) sahnede adeta devleşiyor. Shakespeare'in kariyerinin başlarında farklı bir üslupla yazdığı oyunu, farklı bir yorumla sahneye taşıyor. Sinirleniyor, gülüyor, bağırıyor, eğleniyor... Aynı anda farklı ruh hallerine girip çıkıyor. En belirgin özelliği ise hiç şüphesiz kötülüğü oluyor. Yönetmen reji sürecinde dile getirdiği gibi içindeki karanlığı başarıyla sahneye taşıyor.
Oyunun en büyük handikabı uzun oluşu. Seyircilerin bundan rahatsız olduğu söylenemez. İlk perde 2 saat çıkmasına rağmen hiç kimse salondan ayrılmıyor. Oyunun doğru belirlenen ritminin yanında birkaç neden daha sayılabilir: Keyboard ve perküsyondaki üç müzisyenin oyuna katkısı. Filmlerde rastlanacak derecede başarılı ışık kullanımı. Savaş sahnelerinde oyuncuların aynı anda uyumlu bir şekilde davul çalmaları. Ritmin düştüğü anda bu tür reji dokunuşları sayesinde seyirci yeniden oyuna bağlanıyor. İlk perde Richard'ın tahta oturuşuyla bitiyor.
İkinci perde düklerle kralın karşı karşıya geldiği dolu. Güç kralın elinde ama çatlak sesler artıyor, isyanlar çıkıyor sürekli. Ordudan ayrılanlar muhaliflerin yanına geçerken Richard korkulu rüyalar görmeye başlıyor. Bu sahnelerde yönetmen illüzyonlarla (kapısına çarpı işareti konan, gözleri kapatılan ölü sayılıyor) seyirciyi etkiliyor. Salonun arka duvarı kalkıyor, büyük bir antreye dönüşüyor. Sahne trafiği çatışmalarla beraber artıyor, ortam savaş alanına dönüyor. Finalde Richmond Dükü'yle karşı karşıya gelen Richard kan ter içinde kalıyor ve sonunda ölüyor. Ayaklarından tavana asılan Spacey, kılıç kullanımı ve aksiyon sahnesindeki performansıyla parmak ısırtıyor. Selamlamada seyirciler oyuncuları dakikalarca ayakta alkışlanıyor. Sahnedeki son dizilişte şöyle bir fotoğraf karesi göze çarpıyor: Ortada yıldız bir oyuncu, üç-dört adım gerisinde elleri bağlı 21 oyuncu. Oyun 9 Ekim'e kadar her akşam 20.30'da ve 8 Ekim Cumartesi'ye konan ek gündüz seansıyla İstanbullu izleyicinin karşısına çıkacak.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1187751&title=kevin-spacey-istanbulda-tahta-cikti


Üç ustanın modernite manifestosu

07/10/2011 2:00
Biletleri birkaç saatte tükenen Kevin Spacey'nin oynadığı '3. Richard'ın Türkiye galası önceki gece yapıldı. Ünlü işadamları, sanatçılar, oyuncular ve tabi ki kameraların yoğun ilgi gösterdiği oyunu, tiyatro eleştirmeni Zeynep Aksoy değerlendirdi.
 
Üç ustanın modernite manifestosu
 
Dünya çapında bir virtüozla bir orkestra şefinden bir klasiği, örneğin Rachmaninof’un 3. Piyano Konçertosu’nu dinlemeye giderken bazı şeylerden eminsinizdir. Harika bir eseri çok iyi seçilip yönetilmiş bir orkestradan dinleyeceğinizden, piyanistin tekniğinin pürüzsüz olacağından... Yorumla ne katılmış, ona bakarsınız...
‘Amerikan Güzeli’nin Oscar’lı çifti Sam Mendes/Kevin Spacey’nin ‘3. Richard’ının tepeden tırnağa çok yüksek standartta bir prodüksiyon olması, böyle bir birliktelikten (Shakespeare/Mendes/Spacey-kendi dönemlerinin kendi alanlarında en özgün, en yenilikçi zanaatkâr/sanatçıları) beklenen bir şeydi. Bu muhteşem malzemenin neresinden tutmuşlar, neleri ön plana çıkarmışlar ve seçimlerde ne gibi tuzaklara düşmüşler gibi noktalardı üzerine kafa yorulacak merak unsurları benim için.
Rejide şunu teslim ederek başlayalım: Işıkçısından eleştirmenine, tiyatro profesyonelleri için fetişizme kayabilecek denli orgazmik bir göndermeler şenliğinden inşa edildiği halde normal seyirci için bütünlüğünü hiç bozmayan müthiş bir zanaat ve üslup(lar) hâkimiyeti esas alınmış. Temiz ve apaçık, metnin karmaşasını bile çözen ama detayda çok katmanlı bir reji yaklaşımıyla karşı karşıyayız.
Sam Mendes oyunun programındaki söyleşisinde ‘3. Richard’da insanın Shakespeare’in genç bir yazar olarak tiyatronun kendine verdiği imkânları incelediği hissine kapıldığını söylüyor. Mendes’in iktidar hırsının evrensel yıkıcılığına odaklanan rejisi de kendi stil potburisini yaratıyor: Bir tek sahne tasarımında tiyatroda modernitenin simgesi minimalizm sabit tutulmuş; diğer her şey 20. yüzyılın oynak zemininde kayıyor. Son imparatorluklardan 1. Dünya Savaşı’na, Büyük Bunalım’dan medya ve enformasyon çağı göndermelerine, kostüm detaylarında yakalanan dönemler ustalıkla bir arada. Bunun üzerinde Brechtyen mizansenler, metot ve klasik Shakespeare oyunculuğu, Beckett, Grotowski, Peter Brook biçim çeşitlemelerinde göz kırpıyor sahneden sahneye. Mendes sanki genç Shakespeare’in yazarlığındaki stil denemelerini rejisinin temeline oturtmuş ve buradan yola çıkarak tiyatroda modernitenin ‘best of’ları aracılığıyla iktidar hırsının yıkıcılığına dair bir manifesto yazmış 3. Richard’da.

Kevin Spacey’i zorlayanlar kadınlar
‘Best of’ları bol bir iş, haliyle. Kevin Spacey onu Kevin Spacey yapan hınzır ve hain tekinsizliğiyle keskin zekâsının çekiciliğini harmanlamış. Tekniğine taklasını attırmış, hem özgün hem de gelenekten beslenen gayet gey ve ‘madi’ (geçimsiz) 3. Richard portresinde 3.5 saat boyunca artık ziyadesiyle eğleniyor. Sık sık karakterden çıkarcasına abartıyor Shakespeare’in ‘soytarı kral’ının seyirciyi sırdaş seçmesini seyirciyle flört adına. Enerjisi, ani öfkeleri, dil cambazlığı, matraklığı doruk noktasına taşırken aktörlüğünü, bu çok boyutlu karakterin kendinden nefret maskesini hiç kullanmaması ise bir eksiklik. Erkek kastın geri kalanında bir numara yok, temiz ama adeta özellikle marke oynuyorlar. Richard’dan sahne çalma hakkı olan tek erkek karakter Buckingham Dükü Chuck Iwuji ise düpedüz yetersiz.
Spacey’yi zorlayanlar, kadınların performansları; Gemma Jones’un ‘kedili kadın’vari büyücü kraliçe Margaret’i ve Maureen Anderman’ın York düşesi, klasik Shakespeare oyunculuğunun şahikaları, Annabel Scholey’in Lady Anne’den yarattığı ‘Tarantino kadını’ beklenmedik ve çekici. Nefret ve öfkenin cinsel arzuya evrildiği Spacey/Scholey ‘düet’i ve Richard’ın annesinin gazabıyla raksettiği Spacey/Anderman sahnesi, oyunculukta ilişki üzerine yazılmış birer mini tez.
Mizansenlerde başlarda işlevsel ve estetik bir sadelik tercih edilmiş. 2. perdeden başlayarak Bosworth muharebesinden önceki gece Richard/Richmond savaş planı ve takiben meşhur kâbus sahnelerinde dâhiyaneleşiyor mizansen ve oyunun sonuna kadar da çok güçlü. Shakespeare dönemi konvansiyonlarına selam eden kılıç düellosu ve genç erkek rolünde kadın kullanmak gibi şık dokunuşlar ise keyif verici.
3.5 saatlik uzunluğa gelince, dramaturgide her oyunun, özellikle de Shakespeare’in tarihsel oyunlarının kesilmesi mubahtır, bu prodüksiyon da sarkması kaçınılmaz sahnelere kıyamamanın yarattığı ani düşüşlerden kurtulamamış.
Mussolini’den Kaddafi’ye, 2. Dünya Savaşı’ndan büyük şirketler ve medya iktidarı faşizmine, sahnede bu kadar farklı stili bir arada kullanarak bu kadar çok şey söylemeye çalışmak ve bunu bir bütünsellik içinde başarmak çok zor ve bu anlamda Bridge Project’in ‘3. Richard’ının akrobasi ve zanaat ustalığına şapka çıkarılır. Seyirciye hafif üstten bakan soğukluğuyla büyü kıtlığı ise, mükemmeliğe bu kadar yaklaşma çabasının kaçınılmaz sonuçları.
‘3. Richard’, 9 Ekim’e kadar her akşam saat 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.
 
 
 

most viewed this week

Blog Arşivi

Celebrity Look Alikes

CELEBRITY BABIES

BEYAZIT ÖZTÜRK FAN BLOG

BEYAZ SHOW FAN BLOG